Zodiac

zzzz.jpg

Zodiac, 1960-1970’lerde Kuzey Kaliforniya’ya korku salmış gerçek bir seri katilin öyküsü. Kendisinin kim olduğu bugün hâlâ kesin bir şekilde bilinmediği için merak uyandıran bir konusu olduğunu söylemem gerekiyor. Yakın zamanlarda gerçekleşen Amerika’nın başkanlık seçimlerinde Ted Cruz’un Zodiac Killer olduğu ile ilgili birkaç espri dönmüştü, belki hatırlarsınız.

meme.png

2007 yapımlı filmi gizemli bir seri katili konu almasından daha da ilgi çekici yapan; Jake Gyllenhaal, Robert Downey Jr. ve Mark Ruffalo’nun başrollerde oynaması bana kalırsa. Bir de 2 saat 37 dakika sürmesi. Damakta Hint filmi tadı bırakabiliyor. Ben sonuna kadar sıkılmadan izleyebildim ama bir başkasının sıkılmayacağının garantisini veremiyorum maalesef.

Buradan sonrası film hakkında spoiler içerir, izlemeyi planlıyorsanız okumayın!

z.jpg

Jake Gyllenhaal’un canlandırdığı Robert Graysmith, bir gazetede karikatürist. Eşinden ayrılmış, tek çocuğuyla birlikte yaşıyor. Üstelik bulmacalara karşı neredeyse takıntılı. Zodiac’ın, işlediği cinayetlerle ilgili şifreli mektupları gazetenin editörlerine yollamasıyla bu takıntısının körüklendiğini söyleyebiliriz. Seri katille ilgili yazılmış her haberi titizlikle biriktiriyor ve katilin kim olduğunu bulacağına dair umudunu asla yitirmiyor.

Robert Graysmith: Onun… Onun kim olduğunu öğrenmem gerek. Tam karşısında dikilip gözlerinin içine bakmam ve katilin o olduğunu bilmem gerek.

Ne yazık ki gerçek katili bulduğunu – hatta onunla baş başa kaldığını – düşündüğü sahnede yaşadığı korku, bu kararlılığını sönük gösterecek cinsten. Teni soluklaşıyor, terlemeye başlıyor ve ürkütücü adamdan bir an önce kaçmanın yollarını arıyor. Gyllenhaal’un bu sahnedeki oyunculuğu şahsen olağanüstü buldum. Sonradan seri katilin ürkütücü adam olmadığını öğreniyoruz ancak gerilim sahnesinde en az Robert Graysmith kadar biz de yıpranıyoruz.

Peki Graysmith bu yüzleşmeden sonra duruyor mu? Hayır. Yaşadığı tüm korkuya rağmen, yeni eşinin ve üç küçük çocuğunun yaşadığı eve geceleri tehdit amaçlı telefon aramaları gelmesine rağmen kendine engel olamıyor. Merakına tamamen yenilmiş bir adam ve sonunda kendinin ya da sevdiklerinin öleceğini bilse bile devam ediyor. Tabii eşi çocukları da alıp evi terk ettiğinde hepimiz rahat bir nefes veriyoruz. Graysmith obsesif hareketlerine yakınında zarar görecek biri olmadan devam edebilir kanımca.

zodiac-two.png

Robert Downey Jr.’ın oynadığı Paul Avery ise yine aynı gazetede yazar. Vurdumduymaz ve kendini beğenmiş karakteri, Downey ekranlara oldukça güzel yansıtmış. Öte yandan Ironman gazeteci olsaydı tam da böyle olurdu diye düşünmedim değil. Ya adama sadece havalı rolleri veriyorlar ya da o canlandırdığı her rolü havalı hale getiriyor; karar veremedim.

Zodiac’la ilgili yazdığı asılsız ithamlar (Zodiac’ın eşcinsel olduğunu yazıyor) sonucu, Paul Avery seri katilin hedefi haline geliyor. Zodiac, öldürdüğü bir taksicinin kanlı gömleğini masasına yolladığında; ilk önce silah kullanmayı öğrenmek gibi kendini koruma yollarına başvursa bile en nihayetinde inzivaya çekilip korkularını alkolle boğmayı tercih ediyor. Çünkü Zodiac’ın izine 4 yıllık bir süre boyunca rastlanılmıyor.

zodiac-8.jpg

Mark Ruffalo ise Zodiac’ın bulunmasından sorumlu polis memuru David Toschi. Bebek gibi bir sesi olduğu dikkatimi çekti, söylemeden geçemeyeceğim. Yıllar sonra – Zodiac davası düşmek üzereyken – Robert Graysmith’in onu bulmasıyla seri katili bulma serüveni bir kere daha başlıyor. Kendi merakından başka hiçbir yetkisi olmayan Graysmith’e çaktırmadan yol göstermesi açısından, Toschi önemli bir karakter.

Polis sorgulamalarının hızla devam ettiği kısımlarda, karşı karşıya geldikleri şüphelilerden birisi Arthur Leigh Allen. Açıkça Zodiac olsa dahi bunu itiraf etmeyeceğini söylüyor. Üstelik kullandığı Zodiac marka saat, izleyicin aklında bir çok acaba bırakıyor.

Zodiac (1).jpg

Arthur Leigh Allen: Ben Zodiac değilim. Ve eğer o olsaydım, kesinlikle size söylemezdim.

Zodiac gerçekten bulunuyor mu? Hayır.

Robert Graysmith’in takıntısı haline gelen Zodiac’la ilgili bir çok bilgi toplaması ve kitap yazması ile filmin sona erdiğini söyleyebiliriz. Yani polisiye havasında ilerleyen film azmin zaferi temasıyla sona eriyor. Kendimizden eminsek asla pes etmemeliyiz falan filan.

Robert Graysmith’in topladığı bilgilere ve sonradan çıkardığı kitaba göre Zodiac, Arthur Leigh Allen. Zamanında seri katilden ölmeden kurtulmayı başarmış bir kurban, yıllar sonra kendisine ateş eden adamın Arthut Leigh Allen olduğunu doğruluyor ve ekran kararıyor. Anlayacağınız film, neredeyse seri katilin o adam olduğuna dair kesinlikle sona eriyor.

Ancak bitiş yazıları geçmeden önce izleyiciye verilen haber küpürleri bunu yalanlıyor. Sonradan yapılan DNA örneği incelemesinde Leigh Allen’ın uygun genetiğe sahip olmadığı bulunmuş! İzleyiciyi Zodiac’ın hâlâ hayatta olabileceğiyle ilgili şüpheye düşürüp, film sona erdikten sonra bile diken üstünde tutmak için etkileyici bir son. Neyse ki Türkiye’de yaşıyoruz.

7/10

Donnie Darko

ddd.jpg

Film raporlarına yakın zamanlarda izlediğim bir film olan Donnie Darko ile başlayacağım. 2001 yapımı filmde Jake Gyllenhaal’u başrolde görüyoruz ve etkileyici bir oyunculuk sergilediğini söylemeliyim.

Herkesin aklında soru işareti bırakan, tartışmaya açık bir yapıt Donnie Darko. Zamanda yolculukla ilgili fizik teorileri, şizofreni ile mücadele eden bir genç, iki metre uzunluğunda bir peluş tavşan ve muhteşem oyunculukları da hesaba katınca ortaya izlenmeye değer bir film çıkıyor.

Eğer filmi izleme gibi bir planınız varsa burada okumayı bırakmanızı tavsiye ederim çünkü ağır spoiler yiyebilirsiniz.

Donnie’nin ormanlık bir alanda uyanmasıyla başlıyor film. Henüz ilk on dakikayı doldurmadan, Donnie’nin normal bir ergen olmadığını anlıyoruz. İlaç kullanıyor ve düzenli bir şekilde psikiatristle görüşüyor. Uyur gezerlikten ve tam olarak isimlendirilmeyen “duygusal problemlerden” muzdarip ama durumundan pek şikayetçi olduğu söylenemez.

Rüyasındayken duyduğu işitsel halisünasyonlar eşliğinde kendini dışarıda bulduğu bir gecede, Dünya’nın sonunun yaklaştığını öğreniyor Donnie. Frank adındaki peluş tavşan, kıyametin ne zaman kopacağını en ince detayına kadar söylüyor hem de. 28 gün, 6 saat, 42 dakika ve 12 saniye sonra. Biliyorum, klişe bir konu ama zombie görmeyeceğiniz kadar kaliteli bir yapım olduğunun garantisini verebilirim.

donnie.jpg

O sabah kendi odası yerine golf sahasında uyanıyor Donnie. Böyle bir rüyanın pek hayra alamet olmadığını anlamak için müneccim olmaya gerek yok elbette. Nitekim evine gittiğinde nereden geldiği bilinmeyen bir uçak pervanesinin, tam da onun odasının olduğu yere düştüğünü görüyor.

Ve geri sayım başlıyor.

Halisünasyonlarının liderliğinde bir takım yasa dışı işlere bulaşıyor kahramanımız. Okulun su borularını patlatıp bir gün tatil olmasına neden oluyor örneğin. Ki bu hareketi ileride kız arkadaşı olacak Gretchen’la tanışması için ona bir fırsat sunuyor. Ya da herkesin yaşam koçu olarak tanıdığı – ve hatta orta yaşlı kadınların bir çeşit hastalıklı hayranlık beslediği – Jim Cunningham’ın evini yakarak çocuk pornografisiyle olan ilişkisini ortaya çıkarıyor. Bir nevi süper kahraman gibi ama yaşının getirdiği acemilikler de var diyelim…

darkko.jpg

Gretchen: Donnie Darko? Ne biçim bir isim bu böyle? Bir çeşit süper kahraman veya buna benzer bir şey adı gibi..
Donnie: Sana olmadığımı düşündüren nedir?

Gretchen’la ilişkilerinin filmin genel ilerleyişinde pek bir etkisi olmadığını düşünüyorum. Gretchen’ın ailesiyle ilgili önemli sorunları var ama hiçbir şekilde çözümlenmiyor. Sanki senaristler, tüm bu zorlukları Donnie’yi daha kolay kabullenebilsin diye yazmış hissi uyandı bende.

Gretchen’a aşık olmasının hayattaki güzel şeyleri fark etmesini sağladığına inananlar var. Bana kalırsa Donnie’nin hayatı bir kız arkadaş edindikten sonra pek güzelleşmiyor. Bakış açısı değişmiyor. Kendini feda edecek birisini bulduğunu düşünenler de var. Lakin ailesine bağlı bir insan Donnie. Gretchen’la hiç karşılaşmasaydı dahi filmin sonunda aynı kararı vereceğine inanıyorum. Kurgunun bir adım daha öteye gitmesi için gereken domino taşlarından birisi yalnızca.

donk.jpg

Donnie: Neden o aptal tavşan kıyafetini giyiyorsun?
Frank: Neden o aptal insan kıyafetini giyiyorsun?

Bu repliğin bu kadar ilgi görmesinin nedeni altında yatan felsefik anlamı tabii ki. Hepimiz bir maskenin altına saklanıyor, toplum düzenine ayak uyduruyoruz falan filan. Bilindik konular, ancak yaratıcı bir şekilde ele alındığı için eleştirmiyorum.

Beni en çok ürküten sahnelerden birisi sinema salonunda Frank’in başlığı çıkardığı yer olmuştu. Sol gözündeki yara izi biraz tadımı kaçırmıştı, ne yalan söyleyim.

roberta.gif

Roberta: Dünyadaki her canlı yalnız ölür. 

Gelgelerim Roberta Sparrow yani Ölüm Nine’ye… Donnie’nin sonradan okuyup benimseyeceği zamanda yolculuk kitabının yazarı. Rutinleşmiş hareketleri ve ileri yaşı bana ilk bakışta alzheimer olabileceğini düşündürse de bu kadında daha fazlası olduğunu seziyorum. Tek bir zaman dilimine hapsolmuş gibi. Bir posta kutusuna bir yolun öte ucuna ilerliyor. Her seferinde kimsenin gelmediğini bildiği halde posta kutusunu açıp kontrol ediyor. Donnie’den gelecek mektubu bekliyor.

Zaman bu filmde iki boyutlu değil. Yani bir ucu geçmişi bir ucu geleceği gösteren sonsuz bir doğrudan çok, içinde kestirmeler ve geçişler olan sonsuz boşluğu andırıyor. Roberta teyzeye de bu noktada hak vermemek işten değil.

Ekranda en fazla iki dakika boy göstermiş ihtiyarın önemi bununla bitmiyor. Belki de Donnie’nin en büyük korkusuyla yüzleşmesine neden oluyor Ölüm Nine. Yalnızlık.

Son nefesini verirken yalnız olacağını düşünmek, bambaşka bir anksiyeteye sebep oluyor Donnie’de. Açıkçası psikiatristine sarılarak küçük bir çocuk gibi çaresizce ağladığı sahne kalbime dokunmuştu. Yaşadığı her şeye rağmen baş karakterin; liseye giden, her gün karanlığıyla yüzleşmek zorunda kalan bir genç olduğunu hatırlatıyor izleyiciye.

alone.gif

Donnie: Yalnız olmadığıma inanmak istiyorum, ama bunu destekleyecek hiçbir kanıt bulamıyorum.

Filme en başından beri ilmek ilmek işlenmiş olan zamanda yolculuk teması, tam etkisini filmin son 20 dakikasında gösteriyor. Gretchen, aslında yalnızca Donnie’nin şizofrenik sanrılarının bir ürünü olmayan Frank’in arabası altında ezilip ölüyor. Bu noktadan sonra her şey sarpa sarmaya başlıyor.

Donnie Frank’i tam gözünün üstünde silahla vurup öldürüyor. Yani uçak kazasının gerçekleştiği günden beri Donnie’nin peşine takılan Frank, aslında Donnie’nin öldürdüğü çocukmuş. Kim bilir, belki Donnie şizofren değildir. Kendi canını kurtarmak isteyen Frank de bir şekilde zamanda yolculuk yapmayı öğrenip geçmişi değiştirmeye uğraşıyordur!

wormhole.jpg

Gökyüzünde koca bir solucan deliğinin açılmasıyla felaketler zinciri son hız devam ediyor. Annesinin ve küçük kız kardeşinin içinde bulunduğu uçak, hortuma kapılıyor. Ve tahmin edin ne oluyor? Uçağın pervanesi tam Donnie’nin odasına düşüyor. Kaynağı bulunamayan uçak parçası aslında gelecekten gelmiş yani! Gökteki solucan deliğinden sızıp bir şekilde yolunu bulmuş.

Donnie bunların hepsini çözmüş, dünyanın sonunun gelmemesi için kendisini feda etmesi gerektiğinin farkında. Ablasının alnına son bir kere öpücük bıraktıktan sonra odasına gidip ecelini bekliyor. Ve biz kendimizi tekrar o kazanın olduğu sabahta buluyoruz.

Donnie talihsiz kazada pervane altında ezilerek ölmüş, ailesi perişan, Gretchen onu hiç tanımıyor ve Frank hayatta.

slmqmrcgbncpd6hn4jhb.jpg

Donnie’nin kendini feda etmesi, Kelebek Etkisi’nin finalini anımsattı bana biraz. Eğer geleceği değiştiremiyorsan, denklemden kendini çıkarmalısın sorunsalı. Ancak bu filmde solucan delikleri, dünyanın sonu, geleceği görme ile ilgili yapılan atıflar durumu çok daha komplike hale getiriyor.

Üzerinde en çok düşündüğüm kısım uçak parçası. Donnie fedakarlık etmiş, dünyanın kurtulması için kendini feda etmiş olsa da o parçanın gelecekten geldiğini düşünüyorum ben. Yani annesi ve kardeşinin bindiği uçak düşecek ve ikisi her koşulda ölecekler.

Dünyanın sonunun gelmesi ise yeterince işlenememiş hatta tamamen havada kalmış gibi hissediyorum. Tamam 28 gün sonra dünya sona erecek, herkes ölecek. Ancak bunun Donnie ile bağlantısı nedir? Tek bir insanın yaşamına karşılık tüm insanlık takas edilebilir mi?

Gretchen ve Frank’in ölümleri Donnie yüzünden oldu, kuşkusuz. Onların hayatı için kendini feda etmesini anlayabilirim.

Ancak Dünyanın sonundan Donnie mi sorumlu? Bence değil.

Buna da filmde şöyle bir açıklama getirilmiş olduğunu belirtmeliyim; eğer iki paralel evren çakışırsa, her şey yok olur. Yani aynı anda iki ihtimalin gerçekleşmesinin mümkün olmadığı söyleniyor. Peki o zaman Donnie neden ilk seferde kurtuldu? En başından olması gerek onun ölmesi ise neden 28 günlük bir aralık verildi? Dünyanın kurtuluşu tamamen Donnie’nin insafına mı bırakılmıştı yani? Odasına dönmeyi reddetseydi kıyamet mi kopacaktı?

Olağanüstü her şeyi Donnie’nin şizofrenisine bağlayarak kestirip atmak geçse de içimden, üzerinde düşünülecek çok fazla tema içeren bir film Donnie Darko. Ana karakterin gözünden gördüğümüz için olayları, neyin gerçek neyin yalan olduğunun ayırdını yapmak mümkün değil. Biz de Donnie’nin yalancısıyız.

Filmin en güzel yanı ise her izleyenin farklı bir yorum çıkarabileceği kadar açık uçlu olması. Donnie kim? Dünyayı kurtamış bir kahraman mı, kafası karışmış bir ergen mi yoksa tamamen aklını yitirmiş bir şizofren mi?

9/10